Her Çocuk Biriciktir

HER ÇOCUK BİRİCİKTİR
Her çocuk gelişim basamaklarını aynı şekilde mi tamamlar?
Tüm çocukların gelişiminde belirli dönemler vardır ancak; her çocuk bu dönemleri farklı şekilde geçirir. Bu farklılığın nedenleri arasında çocuğun kişiliği, yetiştirilme şekli, aile tutumları, cinsiyeti ve çevresel koşullar bulunmaktadır. Kimi çocuk motor gelişimini normal süreçte tamamlarken, kimi çocuk daha geç tamamlayabilir. Kimi çocuklar bilişsel gelişimlerinde çok fazla sorularla ebeveynlerini sıkıştırırken, kimileri de bu konuda daha az coşkulu olabilirler. Bazı çocuklar kişilik gelişimlerini gözle görülür bir şekilde ortaya koyarken, bazıları da bu konuda çok fazla ipucu vermezler. Psiko-sosyal gelişimde kimi çocuklar büyük ataklara girişirken, kimi çocuklar daha yavaş ilerleyebilir; hatta ailelerini endişelendirebilirler. Yani tüm çocuklar, gelişim basamaklarını aynı zamanda ve hızla tamamlamayabilirler.
Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi normal şekilde gelişiyorsa, ortaya çıkan farklılıklar doğal olarak kabul edilir. Ancak anne-baba herhangi bir anormallikten kuşku duyuyorsa, mutlaka bir uzmana başvurmalıdır. Bunun dışında gelişim dönemlerinde oluşan farklılıklar, zaman açısındandır ve kaygıya kapılmaya gerek yoktur. Nasıl ki, bir yetişkinin ilgi alanları çevrenizdekilerden farklı ve ayrı ise, çocuğunkiler de öyledir. Burada çoğu anne-babanın düştüğü bir yanılgı vardır ki, o da çocuklarını başka çocuklarla karşılaştırmaktır.
Çocuğunuzu Başka Çocuklarla Kıyaslamayın
İnsanoğlunun hiç hoşlanmayacağı şeylerden biri, başkalarıyla kıyaslanmaktır. Kadın olsun, erkek olsun, okumuş olsun, okumamış olsun, insan en büyük sıkıntıyı başka insanlarla kıyaslandığı zaman hisseder. Bu bir tür kişilik tacizidir. “O çocuk senden daha başarılı…. Gördün mü, şu çocuk senden daha iyi yapabiliyor…” Böyle tacizlere maruz kaldığımız zaman, karşımızdaki kim olursa olsun, hemen tepki veririz. Çocuklar için de durum aynıdır. Çocukların yetişkinlerden farkı ise, bu süreçte çok daha fazla zedelenmesi, kırılması ve üzülmesidir.
Toplum olarak her şeyimizi birbirimizle karşılaştırdığımız gibi, çocuklarımızı da karşılaştırmak bir alışkanlık haline gelmiştir. Yapılan araştırmalar, anne-babaların çocuklarını en çok eğitim çağlarında başka çocuklarla karşılaştırdıklarını ve karşılaştırmaya maruz kalan çocukların da psikolojik olarak olumsuz etkilenmeler yaşadıklarını göstermektedir. Çocuk sınıfta okumayı ilk söken çocuklardan olmayabilir; matematik çalışmalarında sınıf birincisi de olmayabilir. Onu arkadaşları ile kıyaslamak, onun en sevdiği arkadaşına karşı cephe almasına ve okula karşı olan ilgisinin azalmasına neden olabilir.
Kendi başarıları takdir edilmeyen ve sürekli olarak çevresindeki arkadaşlarının başarıları örnek olarak gösterilen çocuklarda, kendini değersizleştirme, kızgınlık-öfke ve çalışma motivasyonunda düşme gözlemlenebilmektedir.
Çocuk, gelişim sürecinin her döneminde ebeveynin takdirine, ilgi ve sevgisine ihtiyacı vardır. Bunun tersi olarak, çocuğun yalnız bırakılması ve sürekli başkalarıyla kıyaslanması durumunda çocuğun kendi içinde huzursuzluklar yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Unutulmamalıdır ki, o başlı başına bir kişiliktir.
Anne-babalar, kimi zaman yaşamda kendi yapamadıklarını, kendi elde edemedikleri başarıları çocuklarında görmek isterler. Ancak çocuklar, onların beklentilerini yerine getirecek olan varlıklar değildir; onların yapamadıklarını yapmak zorunda değildir aslında.
Anne-babalar hiç kuşkusuz bilmeden ve istemeden çocuklarına bu olumsuzlukları yaşatabilmektedirler. Bazen anne-baba ikisi birden bazen de sadece bir tanesi çocuklarını başka çocuklarla kıyaslama yoluna gidebilmektedir. Kimi çocuk bu kıyaslamanın verdiği hırsla, anne-babasına ve çevresine kendini ispatlamak için, kendisinden beklenenlere cevap verebilir; kimi çocuk ise bir yere kadar dayanıp bu yarıştan vazgeçtiğini açık seçik ortaya koyabilir, yani “artık oynamıyorum” diyebilir.
 
Anne-baba olarak kendi çocuklarımızı başka çocuklarla ya da başkalarının çocuklarını kendi çocuklarımızla kıyaslamamalıyız. Çünkü, bireysel olarak gelişen, ama toplumun geneline yayılan bu tutum, çocuklarımıza bakış açımızı etkilemektedir. Çocuklarımıza çoğu zaman objektif bakamıyoruz ve onları gerçekçi bir şekilde tanımak için çaba sarf etmiyoruz Yapılacak tek şey çocuğun yapısı ve yeteneklerini tanımak, bu anlamda destek vermek ve duygu-düşüncelerini paylaşmaktır. İşte o zaman çocuğun da kendini tanıma sürecine büyük ölçüde katkı sağlamış oluruz. her şeyden daha da önemlisi çocuğumuz “mutlu” bir insan olur.
 
Başarılı Anne-Baba-Çocuk İlişkisinin Koşulları

  • Anne-Baba çocuklarını eğitirken, öncelikle gelişim evrelerini bilmeli ve çocuklarının içinde bulunduğu gelişim dönemini tanımalıdırlar.
  • Anne-baba çocukların, kendi modelleri olmadığı gibi, kardeşlerinden ve arkadaşlarından farklı, bağımsız, kendine özgü zeka ve kişilik özellikleri olan bir birey olduğu gerçeğinden hareket etmelidirler.
  • Anne ve babanın çocuklarına, “uygun olan davranışı” öğretebilmeleri için, gerek kendi aralarında, gerekse çocuklarına yönelttikleri davranışlarda, dengeli, tutarlı ve kararlı olmaları gerekir.
  • Anne-baba, çocuğundan yaşı ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı, çocuğun ilgi ve yeteneği onun yönlendirilmesinde esas alınmalı, anne-babanın tutkuları dikkate alınmamalıdır.
  • Anne ve baba, soyut düzeyde uyar yerine, somut düzeyde eylemi temel almalıdırlar.
  • Anne-baba öncelikle, çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul eden, ona sevgi ile yaklaşan ve olumlu ilişki kurmaya çalışan kişiler olmalıdırlar. Bilinmelidir ki, sevgi temeline dayanan eğitim, sağlam ve başarılı bir eğitimdir.